+ Yorum Gönder
Dünya Ülkeleri ve Yurtdışı Geziler Forumunda Medine-i Münevvere Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mesport
    Moderators

    Medine-i Münevvere Hakkında Bilgi








    Medine-i Münevvere



    Arabistan Yarımadasında, Hicaz bölgesinde bulunan meşhur iki mübârek şehirden biri; İslâm Devletinin ilk başşehri. Hicaz’da bulunan ikinci mübârek şehir Mekke’dir. İkisine berâber “Haremeyn” ve “Hicaz”da denir. Son Peygamber hazret-i Muhammed Mekke’den çıkarak Medîne’ye hicret etmiş, burada ilk İslâm Devletini kurmuştur. Peygamberimizin kabr-i şerîfleri ve Mescid-i Nebî de bu şehirde bulunmaktadır. Bu sebeplerden dolayı Medîne-i münevvere yâni nurlanmış şehir ismiyle anılır.

    İlk halîfeler zamânında İslâm devletinin idâre merkeziydi. Medîne yeryüzünün 25° 20’ kuzeyi ile 37° 03’ doğu meridyeni arasında olup, Mekke’nin dört yüz kilometre batısında ve Kızıldeniz’in yüz kilometre güneyinde bulunan çölün bittiği yerde, güneye doğru uzanan az dalgalı, bir ovanın eteğindedir. Medîne’nin kuzeyinde ve dört beş kilometre uzağında Uhud; doğusunda Taberiye; güney doğusunda Ayr Dağı bulunmaktadır. Medîne; Hicaz’da, Akik, Batıhan, Mehzur, Müzeynip, Kanat gibi vâdilerin güzelliği, tatlı sulu kuyu kaynaklarının bolluğu ile tanınır. Medîne’nin suları, güneyden ve Harre mevkilerinden çıkar. Medîne’ye çok yağmur yağar yağmurların sellere sebebiyet verdiği çok olur. Medîne arâzisi çok verimli ve zirâata elverişlidir. Medîne’de lahana, karnıbahar, pırasa ve enginardan başka, her çeşit sebzeyle karpuz, kavun, şeftâli, incir, limon, turunç, acur, üzüm, elma, nar, muz ve hurmanın en iyileri yetişir.








  2. Zarafet
    Üye





    Medine hakkında

    Suudi Arabistan Krallığı Arap Yarımadasın da bulunan en büyük ülke özelliğini taşımaktadır. Kuzeybatısın da Ürdün Kuzeydoğusunda ise Irak, doğusunda Kuveyt, Tatar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri, güneydoğusunda Umman, güneyinde Yemen, kuzeydoğusun da Basra Körfezi ve batısında Kızıldeniz ile çevrilidir. Ayrıca burada bulunan ve Müslümanlar için büyük önem taşıyan iki kutsal mekân Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi bu ülkenin can damarıdır adeta.
    Suudi Arabistan da yaşayan yüz on üç bin Türk bulunmaktadır. Türklerin çoğunluğu sırasıyla Mekke, Medine, Cidde, Riyad, Taif, Tebuk, Yanbu ve diğer şehirlerdedir. Suudi Arabistan nüfusu yaklaşık yirmi beş milyon civarındadır. Nüfusun yüzde doksan dördü Arap’tır. Kalan nüfusu da Güney Asyalılar, Türkistan Türkleri oluşturmaktadır. Nüfus artışı ve doğum teşvik edilmektedir. Resmi dini İslam resmi ve konuşulan dili ise Arapçadır. Ama son zamanlarda İngilizce eğitime de önem verilmeye başlanmıştır.



    Burada yaşayan Müslümanların geneli Sünni ve çoğunluğu da Hanbelidir. Az sayıda Şii vardır. Bunun haricinde çok az olmakla beraber Hıristiyan ve doğu dinlerine mensup insanlarda burada yaşamaktadır. Geçim kaynağı büyük oranda petrole dayanmakla beraber son zamanlarda tarımcılığa da büyük destek verilmiştir.

    Suudi Arabistan Krallık rejimiyle yönetilmektedir ve şeriat yasalarını anayasa olarak kabul etmiştir. Ancak şeriat yasalarının pratikte uygulanmasın da her zaman birçok pürüzler yaşanmıştır ve halen yaşanmaya devam etmektedir. Şeriatın normalde ayırım yapmaksızın herkese uygulanması gerekirken Kral ve yakınlarının yargı dokunulmazlığı vardır.

    Suudi insanları yani diğer bir deyişle Araplar genelde cana yakın ve misafirperver insanlardır. Özellikle Mekke ve Medine’de hiçbir zaman kendinizi yabancı hissetmezsiniz. Erkekleri genelde katı görünüşlü olsalar da biraz sohbet ettiğiniz zaman o katı perdenin arkasında ki insani gülümsemeyi fark edersiniz.

    Suudi kadınları özellikle Mekke ve Medine’de başörtülü olmak durumundadır. ‘Mutavva’ dediğimiz ahlak zabıtaları sokaklarda devamlı dolaşarak gayr-i ahlaki durumlara müdahale etmektedirler. Ama buna benzer olaylar çok nadir yaşanmaktadır.

    Suudi kadınları modayı ve dünya magazinini uydu vericileri sayesinde diğer ülkelerin kanallarından takip etmektedirler. Bilhassa genç kızların moda alışverişi çılgınlık boyutundadır. Kendi dünyalarıyla televizyonda seyrettiği dünya arasında ki uçurumları ellerinde ki imkânlar sayesinde kat etmektedirler. Düğünleri haremlik selamlık tarzında kadın erkek ayrı salonlarda yapılmasına rağmen kadınlar özellikle giyim kuşam ve makyaj konusunda dünya starlarını aratmayacak şekilde bakımlarına düşkündürler ve bu bakım için dudak uçuklatan fiyatları gözden çıkarırlar. Dışarıda örtülü olmalarının aksine kendi evlerinde ve sadece bayanların olduğu toplantılarda son derece rahat ve özgürdürler.

    Maddi bakımdan rahat olan her kadının evinde en az iki hizmetçisi ve özel şoförü vardır. Ve bu hizmetçiler ve şoförler genelde Endonezya ve Malezya’dan getirilir. Suudi yasalarına göre dört kadınla evlenmek serbest olmasına karşın bu asla bir zorunluluk değildir. İsteyen dörde kadar evlenmesine rağmen son zamanlarda yetişen genç nesil genelde tek eşliliği tercih etmektedir.

    Gençlik ise bütün yasaklara rağmen oyunu kuralına göre oynayıp istediklerini sonuna kadar yaşamaktadırlar. Özellikle zengin erkek çocukları daha reşit olmadan lüks jeeplerle dolaşmaya başlarlar. Petrol zengini olmaları ve benzinin sudan ucuz olması nedeniyle son model arabalarla yolları yutarcasına hız yapmaktan ve hız yarışları düzenlemekten geri kalmazlar. Gizli gizli olsa da orada da yaşanır aşklar sonuna kadar.

    Maneviyattan yoksun her gençlik gibi orada ki gençlerin bir kısmı da almıştır nasibini şuursuzluktan. Orada satışları resmen yasak olmasına rağmen içki tüketimi had safhadadır. Yine alımı satımı ve kullanımı yasak olmasına rağmen uyuşturucu kullanımı da ilerlemiştir. Yani neticede manevi şuursuzluğun boy gösterdiği her yerde bu ve buna benzer her türlü yaşam biçim olacaktır. Bu ister Suudi Arabistan olsun ister bir Avrupa devleti. Önemli olan insanın içindeki niyet ve ihlâsıdır. Amaç ona buna benzemek değil her zaman kendimiz olmaktır.

    Bir kısım insanların kıyameti kopartırcasına bağırmasına ve ‘aman Suudi Arabistan olacağız’ diye temcit pilavı gibi her fırsatta öne sürmesine karşı burada yaşamak birçok kimse için rüyalar ülkesinde yaşamak gibidir. En önemlisi de yüz sürmeye doyamadığımız mübarek mekânlar orada yaşamak için en büyük sebebimizdir.

    Çünkü biliriz ki orası en emin yerdir. Orası Allah ve resulünün mekânlarıdır. Orada günah işlenemez kolay kolay. Çünkü orada o yüce peygambere bir nefes kadar yakındır insanlar. Peygamber misafiridir onlar ve bu misafirperverliği O peygamber adına orada bulunan ve gerçekten O’na ümmet olmaya çalışan ve Ensar ruhunu taşıyan seçkin insanlar yaparlar. Oraya gidenler bu manevi hazzı öyle derinden hissederler ki ayrılmak bile işkence olur oralardan.

    Her namaz vakti bayrama gider gibi koşar insanlar Beytullah'a ve Mescidi Nebevi'ye. Çünkü bilirler oralarda kılınan namazların başka mekânlarda kılınan namazlardan kat kat daha faziletli olduğunu ve yine bilirler O yüce sevgilinin kendilerini beklediğini ve oraya giden herkese şefaatinin vacip olduğunu.

    Namaz vakitlerinde hayat durur adeta. Alışveriş merkezleri ve dükkânlar kapatılır herkes derin bir huşu içinde O yüce huzura gitmenin hazzını yaşar. Beş vakit semalara yükselen ve gönüllere serinlik veren ezan sesleri bütün müminleri davet eder oralara Bu davete icabet etme şerefine nail olanlar bu mukaddes duyguyu tekrar tekrar yaşamak için gözyaşlarıyla dualar ederler. Çünkü bu ahir zamanda her türlü fitne ve felaketten emindir o topraklar. O yüce peygamberin duaları koruyucu kalkandır orada yaşayanlar için. Havası latif, insanları ensar ruhu taşırcasına güler yüzlü ve misafirperverdir.

    İki cihan serverinin şefkatli kollarının himayesinde olmak, bir ana sıcaklığıyla bizi bağrına basması insana kendi ailesinin yanındaymışçasına güven verir.

    Oralarda yaşamak bir gurbet değil, aksine gönüllerde duyulan ve elem veren firakın son bulduğu bir vuslat diyarı. O yüce peygambere her zaman bir nefes kadar yakın olmak, masum bir çocuğun halini annesine babasına arz edip derdine derman araması gibi O yüce sevgilinin her zaman orada bizi bekliyor olması, en sıkıntılı anlarımızda bile cennet bahçelerinden bir bahçe olan Ravza-ı Mutahhara'da O'na halimizi arz edip şefaat istememiz ne yüce bir duygu Yarabbi!

    Neticede yüreklerin hasretiyle kavrulduğu o mukaddes topraklara en kısa zamanda gitmenizi ve o güzellikleri bizzat yaşamanızı tavsiye ederiz. Cennette de o yüce peygambere komşu olmak temennisiyle





+ Yorum Gönder